AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
kod dnm
bina puanları kod
Seyir Defteri.
Ders Sistemi ve Alımlar
Passive
Lucinda Queen
Kurt Adam Klan Alımları
Sorularınız
Sorunlarınız
Gizemmli_kız
Ptsi Şub. 22, 2016 12:57 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:11 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:21 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:20 pm
Paz Ocak 24, 2016 5:59 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:25 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:01 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:50 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:33 pm
Çarş. Tem. 11, 2012 9:15 am
Nyx
Nyx
Barbara Elvfsie
Barbara Elvfsie
Nyx
kaan01
kaan01
mustafa86
mustafa86
gizemmli_kız


Paylaş | 
 

 Jullietté

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jullietté A. Creté

avatar



Mesaj Sayısı : 4

MesajKonu: Jullietté   Çarş. Ocak 26, 2011 11:37 pm

Karakter Özellikleri: Çabucak değişen ruh haline zıt bir masumluk taşıyor. Bazen küstah bazen anaç. Kendini beğenmiş veya kibirli değil fakat ukala olabiliyor. Asil bazen de soğuk olasa da onu gerçekten tanıdıklarında aslında ne kadar deli dolu, neşeli ve fedakâr olduğunu anlar. Beyninde bir problem olabilir. Kim bilir?

Fiziksel Özellikleri: Gümüşe çalan sarı saçları, sibirya kurdunun gözleri gibi buz mavisi gözleri var. Uzun boylu ve ince olsa da fiziği çoğu kızı özendirecek cinsten. Dolgun ve kirazımsı dudakları, çıkık elmacık kemiklerinin üzerinde gezinen ve gözlerini perde misali çevreleyen uzun kirpikleri, yüzünün tam ortasına narince oyulmuş sert ve ince hatlı hokka gibi düz bir burunu var.

Savaş Tarafı: Nyx

Rol Oyunu:

Gümüşi bir soluk gibi kaplamıştı etrafını. Okyanusun sakin dalgalarına yansıyor, hafif bir tebessüm misali esen meltemle kumların üzerinde dans ediyordu solgun ay ışığı. Meltem bazen ona bu onuru veren ay ışığına çoşkusunu gösterircesine kahkaha atıyordu yosunlu kayalıkların arasından geçerken. Yine de üşütmüyordu insanı. Bazen kara bulutlar olaya el koyuyor ve bu arsız meltem fazla şımardığında kapatıveriyorlardı o gümüş ayı. Tabii meltem ne yapsın, hemencecik sus pus oluyor, geri dönüyordu hafif dansına. Dalgalar bazen kızıyorlardı melteme ama olsun, rüzgardır ya bu! Bazen çoşar bazen içine kapanır ve sessiz sessiz gezinir etrafta. Biliyorlardı zaten o arsızın huyunu o devasa kara bulutlar, çekiliveriyorlardı gecenin esin kaynağının önünden. Tekrar parıltılarına kavuşan dalgalar ve o arsız meltem tam kahkahaları patlatacakken akıllarına geliyor. Mahrum kalmamak için bu şıklıktan, içlerinde yaşıyorlardı sevinçlerini. Akıllanmışlardı. Ta ki ertesi geceye kadar.

Jull titriyordu. Ne o hafif esintiden ne de dalgaların gür seslerinden dolayı. Yalnızlıktandı belki, kim bilir? Ama yine de şu sıcak yaz gününün ortasında zangır zangır titriyordu. Koca yatağın içinde dönerek cibinliğin beyazlattığı camların ardında ki puslu gökyüzüne baktı. Puslu olsa da yıldızları gizleyememişti. Yavaşça doğrularak tülleri görüş alanından kaldırdı. Birkaç saniye -belki dakika- öylece durup izledi. En sonunda yüzünde küçük bir tebessüm ile yataktan aşağı indi. Soğuk zeminin üzerine düştüğü an vücudunu bir irkilme sardıysa da kendini toparlayarak banyo kapısına doğru yöneldi. Parke zeminden mermere geçtiğini fark eden sadece ayakları değildi tabii. Kahve ve kemik beyazı tonlarının hakim olduğu banyoya baktı. Her şey onun için çok fazlaydı. Modern ve antik çağın bir karışımı gibi görünen bu koca banyoda çoğu şey ona pek uzaktı. Onun için fazla gösteriş demek, insanların içlerinde ki yavanlıkları gizleyebilmek için takıştırdığı aksesuarlar demekti. Uzun bir iç çekişle büyük küvetin yanında duran boy aynasına baktı. Uzun boy, ince vücut, kıvrımlı hatlar, gümüşi-sarı saçlar, buz mavisi gözler, dolgun ve kirazımsı dudaklar, uzun kirpikler, çıkık elmacık kemikleri ve hokka gibi bir burun. Onda neyin eksik olduğunu bilmiyordu. Gözleri artık anlamlı bakışlarını yitirmiş, saçları solmuş, genç ve diri vücudu gitgide beyazlaşmış, dudakları çatlamıştı. Kendine gülmek isterdi çünkü daha sadece on yedi yaşındaydı ve gerçekten bir yalnızlık, boşluk hissediyordu.

Kafasını yana yatırarak üzerinde ki siyah ipek geceliği çıkarttı. Çıplak vücudunu inceledikten sonra yüzüne bir gülümseme yayıldı. Böyle bir vücutla nasıl bakire kalabilmişti? Çevresi onu anlamıyordu. O aslında sadece doğru kişiyi bekliyordu. Belki öyleymiş gibi davransa da o bir sürtük değildi. Bunu sadece çevresine uymak zorunda olduğundan yapıyordu. Belki kimsenin yörüngesinde dolanmıyordu fakat onların En'i olmanın da bir nedeni vardı. İç çekti ve kafasını sallayarak küvete doğru ilerledi. Ilık bir ayar bulana dek altın ive işlemeli vanalarla uğraştıktan sonra tenine canlılık getiren lavanta özünü neredeyse yarısına kadar boşalttı. Küvet dolana kadar saçlarını fırçalayıp makyajından kurtularak işlerini bitirdi. Küvetin musluğunu kapattı ve boynuna bir yastık koyarak boylu boyunca uzandı. Buhar ve lavanta kokusu havada birleşerek burnunu gıdıklarken ılık suyun gerilmiş ve stresli kaslarını yavaşça gevşettiğini fark etti. Yoğun lavanta kokusu ve sanki bir viski şişesini dikmişcesine iç ısıtan sıcak su harmanı onu rahat bir uykuya hazırlıyordu. En sonunda uyuyakaldı...

Akciğerlerini yakan suyla birlikte küvette doğruldu. Nerede olduğunu fark edene kadar birkaç saniye geçti. Daha az önce sıcacık olan su şimdi soğuk denilebilecek bir ılıklığa kavuşmuştu. birkaç kere öksürdükten sonra kendini toparlayıp küvetten çıktı. Üşüyordu. Eline gelen ilk havluyla sıkıca sarındı. Aslında teni suda kalmaktan kuru üzüme benzemeseydi sıcak bir duş alabilirdi. Fakat cildine bir zarar gelmesinden, aşırı suyun ellerini çatlatmasından korkuyordu.

Üzerinde ki pamuklu, kalın ve kocaman havluyla odasına gitti. Islak ayaklarıyla parkede iz bırakarak yatağın ucunda durdu. Yatağın yanında ki komidinin üzerinde bir saat vardı. Yavaşça yaklaşarak saati eline aldı. Gümüştü ve üzerine bir şeyler oyulmuş gibiydi. Kapağını yavaşça açarak saate baktı. 04:20. Bu saat doğru olamazdı, değil mi? Saati de eline alarak karşı duvarda duran çalışma masasının yanına koştu. Şarjda ki telefonu açarak saate baktı. 04:00... Jull anlamaya çalışıyordu. Bu saati kim buraya koymuştu ve neden 04:20'de donmuştu? İç çekerek saati masanın üzerine koydu. Arkasını döndü ve altın varaklı ahşap dolaba doğru yol almaya başladı. Gecelik çekmecesini açıp üzerine hint ipeğinden, askılı, beyaz bir gecelik çıkardı. Hafifçe kurulandıktan sonra içine hiçbir şey giymeden beyaz geceliği giydi. Yerlere sürünüyordu ve azıcık boldu. Yine de rahattı işte. Dolabın en sağda ki kapağını açarak boy aynasına baktı. Ellerinde ki buruşukluklar geçmişti, teni hala solgundu fakat ölü gibi durmuyordu. Gözlerinde ki buzla yavaşça erimeye başlamış, dudakları ise pembeleşmişti. Birkaç saat önce ki halinden daha farklı görünüyordu. Kafası karışmış bir şekilde gülerek kapağı kapattı. Arkasını döndüyse de yatağa bakmadan, verandaya açılan kapıya doğru yöneldi. Çalışma masasının yanından geçerken gümüş saat gözüne ilişti. Çevik bir hareketle saati kaptı, hızlı adımlarla yürümeye başladı. Verandanın girişi tahtadandı ve dört-beş metre uzunluğundaydı. Tahtadan sonra sahille aralarında sadece birkaç metre kalıyordu. Durgun dalgalara ulaşmak için yumuşacık kumları üç adımda geçti. Ayaklarının altında suyun yumuşattığı kumlar oynaşıyordu. Başını kaldırıp bulutların bile önüne geçmekten kaçındığı gümüş aya baktı. Kendisi gibi o da üzerinde ki ölü ve solgun kabuktan kurtulmuş gibiydi. Kahkahalar atarak gözlerini kapattı ve dizlerine gelene kadar denizde ilerledi ve kendini ruhuyla ay ışığının düet yaptığı hafif melodiye bıraktı. Meltem kollarının arasından geçiyor, dalgalar ise kıvrılan vücuduna ayak uyduruyordu. Kalbinden gelen hareketlerle kollarını savuruyor, kalçalarını sallıyordu. En sonunda meltem ve dalgalar dansın bitişini gösterircesine başlarını eğdiler ve Jull sık fakat derin nefesleriyle dalgaların arasında, aya dönük bir şekilde durdu. Gözlerini açarak minnet dolu bakışlarını gecenin gümüş güneşine çevirdi. Bekledi ve bekledi. Belki bir cevaptı beklediği belki de hiçbir şey beklemiyordu. Sadece duruyordu öyle.

Kısık bir tik tak sesiyle dikkati dağıldı. Sesin nereden geldiğini anlaması birkaç saniyesini aldı. En sonunda saati elinden hiç düşürmediğini fark edince küçük bir şok dalgası vücuduna yayılmaya başladı. Saati açtığında ve çalıştığını gördüğünde ise bir irkiltinin omurgasından aşağı doğru indiğini hissetti. Saat 04:20'ydi. Bunu biliyordu. Ve bu saat 04:20'den itibaren çalışmaya başlamıştı. O sırada dalgaların daha da durgunlaştığını, meltemin kesildiğini ve bulutların ayı kapattığını fark etti. Gürültülü bir şekilde yutkunarak arkasını döndü. Bir an önce yatağına dönmek istiyordu fakat bu sandığı kadar kolay olamayacağa benziyordu...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Adorleé M. Blarynce

avatar



Mesaj Sayısı : 27

MesajKonu: Geri: Jullietté   Paz Ocak 30, 2011 8:43 pm

Anlaşılması zor olan bir rp'ydi ancak betimlemeler çok iyiydi. İmla hatası bulamadım ama renklendirme yapsaydın çok daha hoş olabilirdi.
Puanın:95
6.snıf Çaylak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Jullietté

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: başkent :: Rol Oyunu İçi-