AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
kod dnm
bina puanları kod
Seyir Defteri.
Ders Sistemi ve Alımlar
Passive
Lucinda Queen
Kurt Adam Klan Alımları
Sorularınız
Sorunlarınız
Gizemmli_kız
Ptsi Şub. 22, 2016 12:57 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:11 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:21 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:20 pm
Paz Ocak 24, 2016 5:59 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:25 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:01 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:50 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:33 pm
Çarş. Tem. 11, 2012 9:15 am
Nyx
Nyx
Barbara Elvfsie
Barbara Elvfsie
Nyx
kaan01
kaan01
mustafa86
mustafa86
gizemmli_kız


Paylaş | 
 

 Aphrodis Audrey Phyllis

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodis Audrey Phyllis

V. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız V. Sınıf Çaylak | Karanlık Kız
avatar



Mesaj Sayısı : 5

Karakter Kartı
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Aphrodis Audrey Phyllis   Perş. Ağus. 04, 2011 3:34 pm

    Öğrencileri dışarı çıkarken, bedenindeki ve ruhundaki yorgunluğu daha fazla anlamaya başlıyordu kızıl cadı. Genç olmasına rağmen alışılmadık yorgunluk bedenine fazla gelmiş, son öğrencisinin çıkışıyla kapanan kapının ardından kendisini sandalyesine atıvermişti. Şikayetçi miydi peki bundan? Kesinlikle hayır. Bu öğrencileri ona küçüklüğünü hatırlatıyordu. En azından dersle ilgili olanları... Küçükken en sevdiği dersin Kehanet olmasıydı belki de onu yeteneğinde bu kadar güçlü kılan. O zamanki profesörünün de bunda etkisi vardı tabii. "Ah Bay Montegry... Sizin kadar muhteşem olabilecek miyim acaba?" Dudaklarından dökülen kelimeler bir yandan özlem bildiriyordu aslında. En sevdiği profesör... Hatta profesörden öte bir abi, bir baba gibiydi onun için. Hiç görmediği ilgiyi ondan görmüştü. Onun sayesinde farkına varmıştı yeteneğinin. Ve onun yolunda ilerlemeye karar vererek gelmişti Hogwarts'a. Şimdi, belki de onun kendisine yaptığı gibi, bir başkasının ilham kaynağı olma şansı vardı ileride. Bu düşünce, onun dayanak noktasıydı. Kendisini tüm gücüyle bu düşünceye doğru yöneltti. Fikir bile bedenindeki yorgunluğu azaltmaya yetmişti. Yavaş yavaş gücü yerine gelen cadı, camların kapalı olması sebebiyle içeride takılı kalmış olan o garip aktar havasını içine çekti. Hep sevmişti bu kokuyu; ama modernleştirdiği sınıfının biraz da hava almaya ihtiyacı vardı. Oturduğu sandalyenin kollarından destek alarak ayağa kalktı ve pencereye doğru ilerledi. Hogwarts'ın taş binasına tezat kaçmasına rağmen gerekli olan camın önünde durdu birkaç saniye. Manzaranın tadını çıkartmak istemişti. Dışarısına baktı şöyle bir. Kızıl güneş en tepeden gülümsüyordu dünyaya. Bir günün bitmek üzere olduğunun belirtisiydi adeta. Ve ondan sonra, genç cadının en sevdiği vakit başlayacaktı, tüm ihtişamıyla ayın vakti. Geceyi ve geceyle alakalı olan 'çoğu' şeyi gündüze tercih ederdi. Ona göre gündüzde gecenin ihtişamı yoktu. Gece içinde her şeyi barındırırken, gündüz sadece iş ve işi olmayanların neşesini barındırırdı. Yine de yadırgamazdı genç cadı gündüzü. Karanlıktan korkanlara ışık tutmak da önemli bir şeydi bu dünyada. Derin bir iç çekerek havayı tekrar soluması üzerine döndü gerçek dünyaya. Dudakları yukarı doğru kıvrımlar oluşturdu gözlerindeki parıltıyla uyum oluşturacak şekilde. Düşüncelere dalmak daima iyi hissettirirdi onu. Ah, temiz hava da öyle. Yavaşça araladı camı. Birazcık aralamanın içerideki havaya etkisi olmadığını fark edip biraz daha araladı. İçeri sonbaharın o muhteşem rüzgarı girip, kızıl cadının beyaz tenini okşarken, cadı bir ürperti hissetti. İyi bir ürpertiydi bu. Canlılığın hissi, soğukluğun hissi... Yavaşça uzaklaştı camdan, sınıfın ortasında durarak yarattığı mimariyi izlemeye başladı.

    Gençliğinde, yani burada öğrenciyken, burası biraz daha orta çağı anımsatıyordu. Tahta ve taşa dayalı mobilyalar, eski görünümler, bazı korkutucu görünümlü kahin posterleri ve benzerleri. Bundan bir deneyim edinmişti, bu tarz şeyler insanları korkutuyor ve bu tarz yerlerden uzak tutuyordu. Tütsü de aynı şekildeydi aslında. Kızıl cadı sınıfın neredeyse her şeyini değiştirmiş, modern eşyalar getirmiş, o garip posterleri kaldırıp daha canlı bir hava yaratmıştı sınıfta. Ama vazgeçmediği ve vazgeçemeyeceği tek şey tütsü olmuştu belki de. Tütsü kokusunun rahatlığı ve zihin açıcılığı ona göre çok önemliydi. Kafanızı boşaltıp bakacağınız fala veya kehanete odaklardı zihninizi. Bazı öğrencilerin bundan rahatsız olduğu izlenimine varmıştı; ama bazı öğrencilerin yüzündeki rahatlama hissi de gözünden kaçmamıştı. "Bana benzeyenler de var sanırım." diye mırıldandı. Kehanetin en çok sevdiği yanı buydu belki de. Kehanetle ilgilenenler birbirlerine o kadar benzerlerdi ki... Bina veya kan ayrımı olmazdı bu konuda. Her binadan insan, her kandan kişi kahin olabilir, fal bakabilirdi. Kahinlere özel bir topluluk olsa o kadar barış içinde ve kardeşçe yaşarlardı ki... Evet, bu da onun hayaliydi. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek; ama imkansızlığı kadar muhteşemliği de barındıran hayali. Hayallere dalmak, bölücü bir unsur olmadıkça sonsuza kadar sürebilecek bir şeydir. Ve bu hayali noktalayan ses, o kadar korkunç ve yüksek bir sesti ki, kızıl saçlı cadının neredeyse yerinden zıplamasına sebep olmuştu.

    Hızla arkasına dönüp sesin geldiği yöne bakan cadı olduğu yerde kalakaldı. Büyük sayılabilecek siyah bir karga, az önce açtığı camın önünden bakıyordu kendisine. Öne doğru bir adım atıp, kargayı kovalayacak olmuştu ki ikinci bir kalakalma anı yaşadı. Kargayı tanıdığı an zaman onun için durmuş gibiydi. Kendisine doğru süzülen karga insan formuna dönüşürken, genç cadı yüzündeki şaşkınlığı silerek gayet ciddi bir ifadeye büründü. Simsiyah gözler, aklaşmış saç ve gür sakallar, yaşlılığının altında saklı ihtişamlı bir beden, ve ancak uçları gözüken bazı yaralar... Adamın, babasının, selamlamasına karşılık başını eğip selam vermekle yetindi. Hala şaşkınlık ve bunu gizleme çabası içindeydi. Bir kızın babasını gördüğünde şaşırması ne kadar da kötü değil mi? Fakat babanız ölümyiyenliğe kafayı takmış bir ihtiyar ise ondan uzak durmak en doğrusu olabilir. Euterphe de öyle yapmıştı. Soy adını bile değiştirmiş, babasından olabildiğince kaçmıştı. Hala seviyordu onu, sonuçta babasıydı. Ama tercihleri farklıydı ve onun tercihleri yüzünden yargılanmak istemiyor, bir ölüm yiyenin kızı olarak anılmak istemiyordu. Yine de, babasının çalıştığını bildiği bu okula gelmişti işte. Babasının, bir hayalini daha engellemesine izin vermek istememişti. Ona fark ettirmeden kafa tutmuştu aslında ona. Ayaklarının üstünde durabildiğini de göstermek istemişti belki de. Ama bu planın içinde, babasının bir anda sınıfın camından içeriye kanat çırparak süzülmesi yoktu. Hatta onu yemekler dışında görmeyeceğini umuyordu. Ve şimdi karşısındaydı tüm ciddiyetiyle. Bir baba kızdan öte, iki meslektaşmışçasına... Çevredeki süslerle oynayan adamın teşekkürleri kızı hiç etkilememişti. O kadar kuru ve sahte bir teşekkürdü ki... "Teşekkürler" diye mırıldanarak cevap verdi önemsemezce. O sırada adam kahkaha attığından dolayı duymuş muydu emin değildi. Aslına bakarsanız, umurunda da değildi. Kendisine dönen adamın gözlerine baktı kızıl cadı. Fakat gözleri buluştuğu an, adamın gözleri parmağındaki yüzüğe gitmişti. Ailenin karanlık tarafından kaldığını bildiği o aile yadigarına. Hah. Yüzüme bile bakamıyor işte. Düşünceler kızın içinde bir burkulmaya sebep olsa da, bu burukluğun geçmesi çok sürmemişti. Kendisine bakmadan söylenen sözler üzerine cadı bir şey söyleyemeden kalmıştı. Daima nazik biri olmayı öğrenmişti hayatı boyunca. Savaşırken bile nezaket kurallarıyla savaşmalıydı. Haklı bir şekilde savaşmalıydı. Normal anlarda ise daha da nazik olmalıydı. Eğlenceli kişiliğinin yanındaki bu abartı nezaket birbirine tezat oluştursa da, çok güzel idare ediyordu bunu. Ve şimdi, her ne kadar istemese de, babasıyla bir şeyler içmek zorundaydı. Sesini çıkarmadan durdu öylece. O tanıdık asayı çıkartırken adam, kadın da adamı süzmüştü. Son gördüğünden bu yana daha da yaşlanmıştı. Elinde olmadan acıdı ona. Yalnızdı ve yaşlanmaya devam ediyordu. Gücünün tükenmekte olduğunu da en derin yerlerinde hissediyordu kadın. Kan bağları vardı ve bir görücüydü. Bu da bu hissin fark edilmesini iki kat kuvvetli yapıyordu işte. Havada oluşan kadehler ve şarap gözünün adamdan uzaklaşmasını sağladı. Adamın kadehleri şarapla doldururken yüzünde olan neşesi ise ortamın soğukluğuyla o kadar tezattı ki. O bile bir soğukluk barındırıyordu en derinlerinde sanki. Kadın da ona uyum sağlayarak yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. Babasına yalan söylemek ve sahte gülümsemeyle bakmak konusunda usta olan kadın, büyük bir başarıyla yaptı bunu. Fakat babasının bunun gerçek bir gülümseme olmadığını anlayacağını biliyordu, babalar anlardı. Kendisine doğru süzülen bardağını nazik bir şekilde üç parmağıyla kavradı. Adamdan gelen kadeh kaldırma sesi üzerine eliyle kadehi havaya kaldırdı ve başını selam verir gibi öne eğdi. 'Teşekkürler' veya o tarz bir anlam içeriyordu bu hareket. Kadeh dudaklarıyla buluştu ve içini az da olsun ısıtmasına sebep olan şaraptan birkaç yudum aldı.

    Gözü hala şarabındaydı. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmezcesine bir çıkış yolu arıyordu ya da söyleyecek, saçma bile olsa, bir söz. Babası bir centilmen gibi gelmiş ve tebrik etmişti. Onun da bir şeyler demesi gerektiğini biliyordu. Ama dili tutulmuş, soğukkanlılığını hiçbir konuda yitirmeyen genç cadı ne diyeceğini bilemez hale gelmişti. Aile bağları ve özel problemlerin insanların hayatını ve kişiliğini bu kadar etkilemesi ne kadar da garipti! Ne hissettiğini bilmiyor olması da işin cabasıydı. Babasını seviyor muydu, tiksiniyor muydu? Ondan utanıyor muydu yoksa? Ya da onaylamıyor muydu onun yaptıklarını? Her şeye cevabı olan cadı, bunların hiçbirine cevap veremiyordu. Ah bak, işte yine aynısı! Normalde olduğundan farklı oluyordu konu babası olunca. Boşta olan eliyle, öne eğilmesinden dolayı suratına düşen birkaç saç telini arkaya attı. Çaresizce ve umutsuzca gözlerini kaldırdı ve adama baktı. Kendisine bakmakta olduğunu fark edince, yüzündeki sahte neşenin dozunu bir doz daha arttırdı. "Seni de bu yılın ilk dersi için tebrik ederim. Umarım yeni öğrenciler zorluk çıkarmamışlardır." Sahte ilgisi, babasını bile kandırabilecek düzeyde gerçekçiydi. Yalan konusunda kendisini geliştirdiği için minnet duyuyordu ergenliğine. Onca yalanı söylememiş olsa, bu kadar iyi bir şekilde ifadeler oturtamazdı yüzüne. Belki de babasıyla tek ortak noktası buydu. İkisinin de içinde sahtelik vardı. Ve Euterphe bundan hiç de memnun değildi, ikisi için de.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Margeaux Deschanteh

V. Sınıf Çaylak V. Sınıf Çaylak
avatar



Mesaj Sayısı : 404

Karakter Kartı
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Aphrodis Audrey Phyllis   Perş. Ağus. 04, 2011 3:52 pm

Hiç imla hatasına rastlamadım. Görünüm mükemmel. Renkler uyumlu. Kurgu normalde, olağandışı bir şey yok. Açıkçası pek ilgi çekici değildi. Ama anlatımınız gayet iyi.

Puanınız: 96

&Keyifli role playler dilerim!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Aphrodis Audrey Phyllis

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: büyücülere dair :: Seçim Bölgesi :: Puanlama Merkezi-