AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
kod dnm
bina puanları kod
Seyir Defteri.
Ders Sistemi ve Alımlar
Passive
Lucinda Queen
Kurt Adam Klan Alımları
Sorularınız
Sorunlarınız
Gizemmli_kız
Ptsi Şub. 22, 2016 12:57 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:11 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:21 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:20 pm
Paz Ocak 24, 2016 5:59 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:25 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:01 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:50 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:33 pm
Çarş. Tem. 11, 2012 9:15 am
Nyx
Nyx
Barbara Elvfsie
Barbara Elvfsie
Nyx
kaan01
kaan01
mustafa86
mustafa86
gizemmli_kız


Paylaş | 
 

 Dante Wayle

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dante Wayle

Siyah Soylular Klan ŞefiSiyah Soylular Klan Şefi



Mesaj Sayısı : 7
Nerden : Cehennemin içinden.

Karakter Kartı
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Dante Wayle   C.tesi Ağus. 20, 2011 2:40 pm

Sıradan bir hayat… Ne kadar isterdim ki sıradan bir hayatım olsun. Ama olmadı. Bazen oturup düşünüyorum, normal bir hayatım olsaydı neler değişirdi?

Sıradan bir yaz gecesiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Mükemmel bir anneye ve oldukça iyi bir babaya sahiptim. Bir de ufak bir kardeşim vardı. Onunla nedense pek anlaşamazdık. Karakterlerimizin ters olduğundandı herhalde. O doğuştan oldukça hırslı ve bencildi. Her şeye sahip olmak ister, sahip olduklarını da kimseyle paylaşmazdı. Hatta bir keresinde ben evde yokken dizüstü bilgisayarımı almış, odasına götürmüştü. Ben onu odasında bastığımda bile bilgisayarımı bana vermemek istemişti. Ben de sinirlenmiş ona çok sert bir biçimde tokat atmıştım. O günden beri benden nefret ediyor ama sonuçta benim istediğim şey gerçekleşti. Bir daha odamın yakınına adım bile atmıyor. Ama yine de sık sık kavga ediyoruz. Durduk yere bana sert bir biçimde bakmaya başlıyor, ben de dayanamayıp ‘’Ne ters ters bakıyorsun?'' gibi bir şeyler söylüyorum. O da bana karşılık verince dayanamıyor, birbirimize deyim yerindeyse dalıyoruz.

Yine öyle bir gündeydik. Annem ve babam akrabalarımızdan birini ziyarete gitmişlerdi. Ben de kardeşim Charlie ile baş başa kalmıştım. Bir yandan elindeki kitabı okuyor, bir yandan da bana gizliden gizliye sert bakışlar atıyordu. ‘’Hayır. Bu sefer ona uymayacağım. Bu sefer kavgayı çıkaran ben olmayacağım.’’ Ayağa kalkıp yavaş yavaş odama doğru yürüdüm. Tam odamın kapısını açıp içeri girecektim ki arkamdan bana seslendi. ‘’Ne zamandan beri büyük Dante bir çocuktan korkup kaçabiliyor?’’ Sinirlerimi kontrol etmeye çalışıyorum ama daha fazla dayanamadım. Bana korkak denmesinden nefret ederdim. Kapıyı hızla çarpıp onun üstüne doğru hışımla yürümeye başladım. O da hemen oturduğu yerden kalkıp misafir odasına doğru kaçtı. Tam arkasından ben de odaya dalacaktım ki kendimi zar zor durdurdum. ‘’Bir çocuk...’’ dedim. ‘’Sadece bir çocuk… Hem beni ne kadar sinir etse de kardeşim.’’ Şimdilik kendimi kontrol etmeyi başarmıştım ama evde kalırsam kendi kontrolümü kaybetmekten korkuyordum. Dış kapıya doğru yürüdüm. Yanıma biraz para aldım ve ayakkabılarımı giyip kapıyı kapatarak evden ayrıldım. Biraz dolaşıp hava almak oldukça iyi gelecekti.

Sokaklarda yavaş yavaş yürüyordum. Kafam oldukça dalgındı. Hiçbir şeye dikkatimi tam olarak veremiyordum. Tam o sırada hiç beklemediğim bir şey oldu. Kaldırımın ortasında dalgın dalgın yürürken telefonla konuşan benim yaşlarımdaki bir kızla çarpıştım. Biraz irice bir cüsseye sahip olduğum için sadece sendeledim ama kız bir duvara çarpmış gibi geriye sekti ve yere düştü. Telefonu da elinden düşüp parçalarına ayrıldı. Kız olduğu yerde bir telefonuna bir de onu yere düşüren serseme, yani bana bakıyordu. Şaşkınlıktan dilim tutulmuş gibiydi. Kızın sinirli sesi beni kendime getirdi. ‘’Düşüp telefonumu kırmama neden oldun. Kalkmam için en azından elini bile uzatmayacak mısın?’’ Rüyadan yeni uyanmış biri gibi silkinip kendime geldim. Elimi kıza uzattım. O da elimi tutarak doğruldu. Bir yandan üzerindeki tozları temizliyor, bir yandan da bana sert sert bakmaya devam ediyordu. Ellerimi elimde değildi, istemeden oldu der gibi yana açtım. ‘’Yardım edebileceğim herhangi bir konu varsa, lütfen söyleyin. Ve tekrar tekrar özür dilerim. Kafam biraz dalgındı da.’’ Kız sanki biraz yumuşamış gibiydi. ‘’Eh, ben de telefonda arkadaşımla konuşuyordum, yani en az senin kadar benim de suçum var.’’ Durdum durdum ve cesaretimi toparladıktan sonra konuştum. '’Ehm, dakikalardır burada duruyoruz. Yere düşmene neden oldum belki sana önemli dakikaları kaybettirdim. Eğer zamanın varsa sana bir içecek ısmarlayayım. Yani, en azından bunu yapmama izin ver. Kendimi daha iyi hissetmeme yardımcı olur.’’ Kız kırılmış olan telefonunun parçalarını birleştirmeye çalışırken sözlerimi duyunca birden durdu ve bana baktı. Yüzünde ufak bir tebessüm oluşmuştu. ‘’Olur, neden olmasın.’’ Gülümsemesiyle birlikte yüzünün öfkeli zamanında fark etmediğim bir şeyi fark ettim. Karşımdaki kız gerçekten çok güzeldi. ‘’Tamam, o zaman. Buraya oldukça yakın bir yer biliyorum. Pastaları ve özellikle sıcak çikolataları güzeldir.’’ Bunu nasıl yaptım şuan bile anlayamıyorum ama kıza koluma girmesi için kolumu uzattım. Kız güldükten sonra koluma girdi ve iki sevgili edasıyla benim o ''ünlü'' kafeme doğru yürümeye başladık.

Kafeye gelmiş ve cam kenarındaki masalardan birine oturmuştuk. O durmadan bana bir şeyler anlatıyordu ama ben pek de dinlemiyordum. Arkadaşlarının aşk meseleleri ile ilgili bir şeyler söylüyordu. Ancak asıl ilgimi çeken şeyler bunlar değildi. Karşımdaki kız gerçekten çok güzeldi. Yıllardır hiçbir kıza karşı böyle bir şey hissetmemiştim. Değil hissetmek onlarla ilgilenmemiştim bile. Ama bu sefer farklı bir şey olmuştu. Bu kız beni oldukça etkilemişti. O durmadan konuşurken ben sadece dirseğimi masaya koymuş onu destek olarak kullanıp hayran olmuş bir şekilde ona bakıyordum. Konuşmasına bir anda ara verdi. ‘’Peki, ben çok konuştum. Senin anlatacak bir şeyin yok...’’ Ona nasıl baktığımı görünce bir anda konuşmayı kesti. Başını sokağa çevirdi ve dalıp gitti. Ben neler olduğunu fark ettiğim anda o çoktan ciddi bir surat ifadesi takınmış sokaktan gelen geçenlere bakıyordu. Bir anda durumu toparlamam gerektiğini hissettim. Tam ağzımı açacaktım ki o elini kaldırarak beni susturdu. Bir şeyler mırıldanıyor gibiydi. Arasından iki sözcüğü çekip çıkardım. ''Ölümlü çocuk'' Bir anda eşyalarını çantasına doldurmaya başladı. ‘’Artık gitmeliyim. Beni beklerler. Geç kalmayı istemem. Daha sonra görüşürüz.’’ Bir anda kalkması beni oldukça şaşırtmıştı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde arkasından bakar halde bulmuştum kendimi. Sokağın köşesinden dönmesiyle birlikte şaşkınlığımdan kurtuldum. Acele acele masadan kalkıp kapıya yöneldim. Tam çıkacaktım ki arkama dönüp seslendim. ‘’Tom amca. Hesabıma yaz, döndüğümde o hesabı toptan kapatacağım.’’ Biliyordum ki Tom amca arkamdan umutsuz bir şekilde başını sallıyordu ama şimdi bunu düşünemezdim. İçimdeki bir ses onu hemen bulmamı söylüyordu.

Bilinçsiz bir biçimde sokaklarda koşuyordum. Neler olduğunu halen anlayamamıştım. Sarhoş gibiydim. Bir an için onun ileride koşan siluetini gördüm. Tam arkasından koşacaktım ki birden tüm dünya durdu sanki. Herkes donmuş gibiydi. Ben ne olduğunu anlamaz bir biçimde etrafıma bakıyordum. O sırada beynimde bir ses yankılandı. ‘’Süvari! Senin için geliyorum! Tekrar ölmeye hazır ol!’’ Şaşkın bir biçimde etrafıma bakındım. Kim söylemişti bunu? Zaman tekrar çözüldüğünü birilerine çarpmaya başladığımı fark ettiğimde anladım. Kafam birçok soruyla karışmıştı ama asıl işime odaklanmalıydım. O kızın hakkımda bir şeyler bilebileceğini hissedebiliyordum, bu yüzden onu kaybetmemeliydim. İnsanların arasından hızla sıyrılarak koştum. Bir anlık arkasını döndü ve ona doğru son hızla koşan beni gördü. Onu takip ettiğimi anladığına göre beni atlatmaya çalışacaktı.

Evet, hızlıydı kabul etmeliyim ama benim kadar hızlı olamazdı. Ben bölgenin hızlı koşma rekoruna sahiptim. O ana caddede benim onu kısa süre içinde yakalayacağımı anlayınca ara sokaklardan birine dalmıştı. Birkaç saniye içinde ben de aynı sokağa daldım ve koşmaya devam ettim. Sokak ilerde sağa dönmek ve düz gitmek olarak ikiye ayrılıyordu. Düz gitmiş olamazdı çünkü yol daha uzundu, böylece kaçarken onu görebilirdim. Gözükmediğinde göre sağa dönmüş olmalıydı. Sağa dönüp koşmaya devam ettim. Kısa bir süre koştuktan sonra çıkmaz sokağa girmiş olduğumu anladım. Uzun süre koşmuş olmama rağmen kendimi çok fazla yorgun hissetmiyordum. Diğer yola sapıp aramaya devam etmek için arkamı döndüm ve birden boynuma kılıcını uzatmış olan kızı gördüm. Ellerimi kaldırıp yutkundum. ‘’Hey! O kılıçla birine zarar verebilirsin.’’

Kılıcını boynumdan ayırmadan konuştu. ‘’Sen nesin? Başka bir canavar mı?’’ Canavar mı? Tamam, belki dış görünümüme pek önem vermiyor olabilirdim ama canavar da biraz ağır bir benzetmeydi. ‘’Ne canavarı yahu? Neden bahsediyorsun anlamıyorum.’’ Dişlerini sıktı. ‘’Şimdi anlarız.’’ dedi. Kılıcı bir an için boğazımdan çekti. Tam kurtuldum diye seviniyordum ki kılıcını havaya kaldırdı ve boynumu uçurmak için savurdu. Reflekslerim bir anda çalıştı ve kolumla boynumu korudum sanki bir faydası olacakmış gibiydi. Keskin çelik boynumu uçuracaktı şimdi. Tam o sırada beklemediğim bir şey oldu. Kılıç sanki başka bir çeliğe çarpmış gibi geri sekti. Oldukça şaşırmıştım. Evdeyken normal bir bıçak bile elimi keserken koskoca kılıç kesememişti derimi. Kız şaşkınlıkla karışık korkuyla geriye doğru bir adım attı. ‘’Ölümlü değilsin. Ölümlü olsaydın kılıcın içinden geçmesi gerekirdi. Canavar da değilsin, buharlaşman gerekirdi. Nesin sen?’’ Dediklerinden pek bir şey anlamamıştım. Yine de kılıcın derimden geriye sekmesi hayra alamet değildi. Hayatım boyunca ne çocuklar tarafından dışlanmış ne de garip hastalıklar geçirmiştim. Tamamen sıradan bir ailem ve sıradan bir hayatım vardı. Birden arkasında bir şey gördüm. Oldukça büyüktü ve bir öküze benziyordu. Kız arkamda ne var gibi baktıktan sonra arkasını döndü ve gördüğü şey karşısında dehşet içinde kaldı. Fısıldadığı kelimeden ne gibi bir zor durumda kaldığımızı anlayabiliyordum. ‘’Minotor!’’

Minotor ile aramızda en fazla 50 metre vardı. Üzerimize son hızla koşarak geldiği için ölmemiz sadece bir zaman meselesiydi. Başımla sokağı taradım. Tam arkamızda tırmanamayacağımız kadar yüksek ve düz olan bir duvar vardı. Yanlardaki binalarda ne yangın merdiveni ne de ona benzer bir şey yoktu. Yani kaçmak gibi bir şansım yoktu. Kıza doğru yaklaştım. ‘’Yahu, büyük olasılıkla az sonra öleceğiz ve ben adını dahi bilmiyorum.’’ Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. ‘’Adım Elizabeth, ya senin?’’ ‘’Dante.’’ Minotor bize iyice yaklaştığı için konuşmamızı daha fazla uzatamadık. Bir anda ne oldu bilmiyorum ama içimde büyük bir güç hissettim. Elizabeth’i kenara itip önüne geçmiş ve Minotor’a doğru koşarken buldum kendimi. ‘’Az sonra öleceğim.’’ dedim içimden. ‘’Bari öldüğüme değse.’’ Minotor ile burun buruna geldiğimiz anda bana savurduğu baltayı ellerimle tuttum. Çok hızlı olduğu için durduramadım ve beni ittirmeye başladı. Baltasını yukarı kaldırdığında destek kaybolduğundan öne doğru yıkıldım. Tam başıma doğru iniyordu ki bir şey baltayı durdurdu. Baktığımda bunun Elizabeth’in kılıcı olduğunu gördüm. Kılıcıyla zar zor baltayı durdurmayı başarmıştı. Ben şaşkın şaşkın bakınırken beni kendime getirdi. ‘’Ne yapıyorsun orada. Az önce Minotor’u durdurdun. Güçlüsün... Bir şeyler yap, onu daha fazla oyalayamayacağım.’’ O kılıcıyla baltayı engellerken ben doğruldum. İçimden yardım istedim. Kimden istediğimden emin değildim. Tanrı'dan mı, yoksa kendimden mi? Ama fark eden bir şey varsa o da güçlü olduğumdu. Minotor kadar kuvvetli miydim bilmiyordum ama denemek zorundaydım. Bütün gücümle sol yumruğumu Minotor'un karnına yakın bir yerine vurdum. Beklediğim yumruğumun değil Minotor’u sendeletmek, etki bile etmeyeceği ve benim elimin kırılacağıydı. Ama bugün o kadar çok beklemediğim şey gerçekleşmişti ki bu biraz saçma kalmıştı. Minotor aldığı darbeden sendeledi, dengesini sağlayamayınca da sırt üstü büyük bir gürültüyle düştü. Elizabeth büyük bir çeviklikle Minotor’un kafasına doğru gidip kılıcını alnının ortasına sapladı. Canavar arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak kayboldu. Bir an için toz bulutunun arkasında bir gölge gördüm. ‘’Yeniden görüşeceğiz Süvari. O zaman bu kadar şanslı olmayacaksın.’’ Rüzgârın tozları dağıtmasıyla gölge de kayboldu.

Elizabeth sol kaşını kaldırmış beni süzüyordu. Kollarımı yana ne der gibi açtım. ‘’Daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyorsun. Ama yine de iyi biri olduğunu düşünüyorum. Şimdi ne yapacaksın?’’ Aklımdan geçenleri olduğu gibi söyledim. ‘’Aslında eve gidip bugünü yaşamamış olmayı istiyordum fakat içimdeki bir şey buna engel oluyor. Daha önce hissetmediğim bir şey bana bu işin sonunda kadar gitmemi söylüyor. Hayatım buna bağlıymış. Ama daha gerçekte kim olduğumu bilmiyorum. Kafamı tutarak dizlerimin üstüne düştüm. ‘’Kafam çok karışık Elizabeth. Neyin ne olduğundan emin olamıyorum.’’ O sırada başımın üstünde bir el hissettim. Kafamı kaldırıp baktım. Elizabeth bana gülümseyerek bakıyordu. Elini tutup kalktım. ‘’Aklında neler olduğunu veya aklındakilerin cevabını bilmiyorum Dante. Fakat bilebilecek birini tanıyorum. Benimle gel.’’ Her ne kadar yeni tanışmış olsak da içimdeki ses ona güvenmemi ve onu takip etmemi söylüyordu. ‘’Madem öyle. Yolu gösterin leydim.’’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Heather Movkovic

İnsan İnsan
avatar



Mesaj Sayısı : 89

MesajKonu: Geri: Dante Wayle   C.tesi Ağus. 20, 2011 2:54 pm

Bir puanlama rpsi için çok fazla konuşma vardı içinde. Görünüm, iyi denilebilir. Kurgu da güzeldi. Fakat rpnin sonu bitmemiş gibiydi. Yani sanki devamı varmış gibi bir hali var. Yarım kalmış gibi... Uzunluğu da gayet iyiydi.
Puanınız: 96
&Keyifli role playler dilerim!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Dante Wayle

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Cornelius Dante Lee - Valentine Marquesa

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: büyücülere dair :: Seçim Bölgesi :: Puanlama Merkezi-