AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
kod dnm
bina puanları kod
Seyir Defteri.
Ders Sistemi ve Alımlar
Passive
Lucinda Queen
Kurt Adam Klan Alımları
Sorularınız
Sorunlarınız
Gizemmli_kız
Ptsi Şub. 22, 2016 12:57 pm
Ptsi Şub. 22, 2016 12:11 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:21 pm
C.tesi Ocak 30, 2016 11:20 pm
Paz Ocak 24, 2016 5:59 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:25 pm
Perş. Nis. 11, 2013 3:01 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:50 pm
C.tesi Ekim 13, 2012 9:33 pm
Çarş. Tem. 11, 2012 9:15 am
Nyx
Nyx
Barbara Elvfsie
Barbara Elvfsie
Nyx
kaan01
kaan01
mustafa86
mustafa86
gizemmli_kız


Paylaş | 
 

 Duygular

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Józef

Fransızca Profesörü Fransızca Profesörü
avatar



Mesaj Sayısı : 28

Karakter Kartı
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Duygular   Paz Ağus. 21, 2011 10:31 pm

    Yer: Oceon Bar, Barmen Tezgâhı.
    Saat: Gece yarısına yarım saat kala.
    Oyuncular: Noa van den Vondel, Józef.
    Kurgu: Biraz içki, biraz eğlence.


Gece Evi
Okul sonrası, akademiden kaçış yapmak öğrenciyken bile en sevdiği şeylerden birisiydi. Ay bütün ihtişamıyla parlarken akademiden kaçıp gidiyordu. Bu, artık onun için çocuk oyuncağı olacaktı ki, genç profesör, okulun bütün gizli geçitlerini ezbere biliyordu. Ancak bu durum Noa'yı zorlayabilirdi. Ayrıca gelip gelmeyeceğini de kestiremiyordu. Her zamanki gibi masasında oturup önünde parşömeni ile bir şeyler karalıyordu. Loş ışıktan dolayı gölgesi duvara, zifiri karanlık olarak yansıyordu.

    Sanırım çok sıkıldım ve eğlenceye ihtiyacım var. Bu teklifi kabul ediyorsan, yirmi dakika sonra Oceaon Barda.
    Not: Güzel giyinmeyi unutma. Yanıma yakışmanı istiyorum.


Yazdığı cümlelerin biraz karmaşıklığı, biraz şehvetiyle birlikte kağıdını katlayıp zarfa koydu. Kutuda duran faresini çıkardı dışarı. Siyah renklerinin yanı sıra kırmızı gözleri, onu fazlasıyla itici kılıyordu. Zarfı fareye uzattı. Ufak bir hareketle kapan yaratığa ne söylemesine gerek yoktu. İnsanın içini gıdıklayan sesiyle birlikte fare odadan ayrılırken, tüm ihtişamıyla ayağa kalkıp hafifçe gerindi. Ufak odasının duvar rengi, kitaplardan görünmüyordu. Yatağının üstündekilere baktı bir süre. Yaklaşık bir saat kadar önce çıkarmış olduğu kıyafetlere baktı. Bu kadar basit giyinmek istemiyordu. Gerçi, ne kadar iyi giyinirse giyinsin Noa'nın yanında sönük kalacağı kesin bir olguydu. Kotu giyip hızlıca üstünde tişörtünü geçirdi. Hafif dar olması, karın kaslarını birazda olsa belli ediyordu. Sarı tişört, sarı... En sevdiği renk. Üstünde giydiği kareli gömlek ve hemen ardından onun üstüne giydiği gri renk ceket, garip bir uyum oluşturmuştu. Yine de, itici renkler söz konusu bile olamazdı. Platin sarısı saçlarını dağıttı biraz. Bu loş mekânda ne kadar üstünü düzelte bildiyse, hayatında bir daha asla kötü görünmezdi.

Belli bir süre sonra duyduğu fare sesiyle birlikte bakışları kapıya yöneldi. Cozniak sakin bir şekilde gelip yuvasına girmişti. Bir kaç kelime mırıldandıktan sonra hayvanın kafesinin kapağı sessiz bir şekilde kapanmıştı. Neredeyse her yere sinen parfüm kokusuyla bir hayalet gibi ayrıldı odasından.


Oceon Bar, Oklahoma
Gecenin soğuğu tüm bedenini sarmışken, barın sıcaklığı ve içki kokusu o soğukluğu alıp götürmüş, tüm benliğiyle Józef'i sarıp sarmalamıştı. Yeşil tonlarıyla donatılmış bara göz gezdirdi. Uzun zamandır gelmiyordu buraya. Yer ahşap, duvarlar ise açık ve koyu renk yeşillerden oluşmuştu. Bilerek asılmış -veya daha sonradan oluşmuş- yamuk resimler, tavanda bitkilerden oluşmuş ağ ve onlardan sarkan gaz lambaları bu ortamı aydınlatıyordu. Bunun yanı sıra tahta masaların üstüne oyulmuş garip şekiller, bara çok daha garip bir hava katıyordu. Camları ise özeldi, içeriden dışarısı görünüyor, ancak dışarıdan içerinin görünmesi imkansız. Neredeyse birbirleriyle iç içe girmiş masaların arasından ilerledi tezgâha doğru. Yüksekçe olan sandalyelere bakındı. Tam ortadakine oturup başını hafifçe öne eğdi. Kendisine çevrilen bakışlara aldırmadan Noa'yı beklemeye başladı. Haftalar sonra dışarı çıkıyordu ve Noa'nın, genç profesörü bekleteceği apaçık ortadaydı.

Mırıltılan ve konuşmaların azalmasıyla birlikte, bara Noa'nın geldiği anlaşılıyordu. Bu vampir nereye girse bütün dikkati üzerine toplamayı başarıyordu. Omzunun üstünden baktı gelen kıza. Zarifliği her zamanki gibi hat safhadaydı. Bütün erkeklerin bakışlarına maruz kaldığı da çok bariz belliydi. Hepsine salyalarını toplamalarını istercesine bir bakış atmıştı. Ardından ise, ona doğru yaklaşan tanrıçaya bakış fırlattı. Ona doğru dönüp ince parmaklarını kavradı ve eline ufak bir öpücük kondurdu. "Her zamanki gibi bütün bu aç köpeklerin dikkatini üstüne çekmeyi başardın." Yüzündeki o çekici gülümsemeyle birlikte Noa'nın oturacağı sandalyeyi biraz kendisine doğru çekti. Bu kıza yakın olmak, içinde müthiş fırtınaların kopmasına sebebiyet veriyordu. "Ne içiyoruz?"


Bu da Józef'in tipini anlamayanlar için temsili resim:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Noa van den Vondel

V. Sınıf Çaylak V. Sınıf Çaylak
avatar



Mesaj Sayısı : 30

Karakter Kartı
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Paz Ağus. 21, 2011 10:59 pm

Kendini, yoğun bir süper ego sahibi olan abisinin hizmetine sunmaktan nefret ediyordu. Çoğu şeyden nefret edebilme yetisine sahip olduğu doğruydu, evet; ama bu, apayrı bir boyuta binmişti artık. Altın sarısı saçları, günün yorgunluğunu süpürürken, aklındaki ismi tahmin etmek ne kadar zor olabilirdi ki? Kendisinde tek gram dahi güç kırıntısı bulabilmiş olsa, ismini tekrar anımsar, belki de onun hakkında bir şeyler karalardı. Onun asla göremeyeceği, gurur okşayıcı şeyler. Onun için bir defteri olduğunu öğrense, kim bilir ne tepki verirdi, pohpohlanmaktan asla bıkmayan genç adam? Oysa ona soyut isimler armağan edip, bundan asla haberdar olmamasını sağlamak daha güzeldi. Üstelik, aralarındaki tanımsız şeyden rahatsız olduğunu ve biraz daha ciddileşmelerinin gerektiğini düşündüğünü düşünmesini istemezdi. Aslında bundan mutlu olduğu bile söylenebilirdi; aralarındaki şeye bir tanım koydukları an, uçup gidecekmiş gibi hissetmesi normal miydi? Bir profesör ve çaylak? Umursamıyordu, aralarındaki çekim fazlasıyla dominanttı.

Bir fahişeye duyduğu özen, yüzünde küçük bir tebessüm yarattı. Noa, ömrü boyunca, onlar gibi sigara içmek istemişti. Kendi zayıflığını kabullenmesi onu şaşırtsa da, sigarayı, hiçbir zaman ağzına yakıştıramamıştı. Ahenk yoksunu küllereydi belki bu fobisi, bilmiyordu. Bilmediği o kadar şey vardı ki, her bir bilinmezlik, ona, bir sigara hediye ediyordu. Bunu bencilce yapıyordu üstelik, tıpkı Noa kadar bencilce. Biçimli gözlerinin arkasına saklananlar da neyin nesiydi? Gözyaşları mı? Bugüne kadar, onların, kurumuş ya da tenine karışmış olduğuna inanmayı tercih etmişti. Bir inanç daha kaybetmek onu zedelemişti. Yine de bazı alışkanlıklardan vazgeçilemiyordu. Alışkanlık dediği an, aklını aynı isim ziyaret etti: Józef. Birkaç saniye sonra odayı basan fare, bir tesadüf müydü? Zihni, bir soruyu daha nazikçe kabul ederken, Noa, bundan ne kadar da nefret ettiğini hatırladı. Farenin uzattığı zarfı, aldığı gibi açtı. Parşömenin dahi o kokması ne acıydı. Yüzündeki burukluğun saçma olduğuna kanaat getirdi ve okumaya başladı, sihirli parmaklarından dökülen kelimeleri.

    “Sanırım çok sıkıldım ve eğlenceye ihtiyacım var. Bu teklifi kabul ediyorsan, yirmi dakika sonra Oceon Bar’da.
    Not: Güzel giyinmeyi unutma. Yanıma yakışmanı istiyorum.”

Adama, onun asla göremeyeceği bir gülümseme bıraktı. Ruhunu aciz bir kıvama getiren ve onunla düpedüz dalga geçen adamı bu kadar yüceltmemeliydi. Öyle mi yapıyordu sahi? Noa, her gece, kendini kandırmamış olmayı diliyordu. Fare –fazlasıyla çirkin bir hayvandı–, odadan çıktı ve Noa ayaklandı. Kendine yakıştırdığı, kirli beyaz pantolonunu ve yeşil bluzünü geçirdi üzerine. Ne fazla ahım şahım, ne de gösterişsizdi. Altına henüz geçirdiği topuklularsa, birkaç dakika sonra sokaklara neşeli bir melodi katacaktı. Aslında bunu biraz da algıya bağlıyordu; melankoli mağduru biriyle aynı şeyleri paylaşmayı beklemezdi, ki bunu isteyeceği de şüpheliydi. Onu bir türlü terk etmeyen, farklı olma dürtüsüydü tüm suçlu, genç kız, kendini asla suçlamazdı.

Adımını dışarıya attığı an –abisi bazen işe yarayabiliyordu–, dondurucu bir soğuk ağırladı onu. Sarı saçlarıyla, kollarını örttü ve adımlarını sıklaştırdı. Onu, bir süredir beklettiğini biliyordu; fakat eli ayağına o kadar dolanmıştı ki… Adamı anlayamıyordu, küstahın tekiydi, nasıl bu kadar rahat olabiliyordu? Barın, iki harfi sönük olan tabelasının hemen altındaki kapıyı ittirdiği an burnuna dolan içki kokusu, onu epeyce memnun kılmıştı. Ardından onu karşılayansa, eğitmeninin yoğun parfümü olmuştu. En uç baharatlarla kendinden geçerken, kendine yönelen bakışları delercesine, adama baktı. Onu özlemişti, hem de bir deliden farksız bir biçimde yapmıştı bunu. Ne barın güzel yeşil tonlarına takılmıştı gözleri, ne de bardaki, nefesi kokan adamlara. Noa, okulda sürekli görmesine rağmen, uzun zamandır yalnız vakit geçirmedikleri Józef’a doğru ilerlerken, bütün kavramlar soyutlanmıştı. Bu hikayede ne zaman, ne yer, ne de başka bir şey olmalıydı. Sadece ikisi. Ve Noa, kollarına atılamamanın eksikliğini taşıyordu.

Józef’ın, diğer adamlara attığı bakış, fazlasıyla tatmin ediciydi. Yüzüne yerleştirdiği sinsi ifade ise, Józef’ın, ona doğru dönüp, eline kondurduğu buse ile sonlandı. Kadının, sesini her hücresiyle algılamaya duyduğu özlemi bastırdı, genç adam. “Her zamanki gibi bütün bu aç köpeklerin dikkatini üstüne çekmeyi başardın.” Adam, sandalyeyi kendine doğru çekerken, Noa, çekici gülümsemesini inceledi. Bunu nasıl yapıyordu, bilmiyordu. Józef, “Ne içiyoruz?” demese, Noa, yaşadığını dahi fark etmeyecekti. Bir refleksmişçesine, “Tekila.” dedi. Bir türlü itiraf edemese de, kendisini oldukça sarsan tekilanın, tuz ve limonla olan uyumunu severdi. Józef’ın tek işaretinin ardından, shot bardakları önlerine dizildi. Bardağın etrafındaki tuzu yalayan Noa, bardağı kafasına dikerken, ağzındaki ekşi tat, yeniden hayat bulmasını sağlamıştı sanki. İçkinin getirdiği gazla, adamın kulağına eğildi ve fısıldadı. “Yeni çaylağı gördünüz mü, profesör?” Ona karşı hitabını değiştirmemişti, belki de doğrusu buydu. Doğruları mı düşünmeliydi? O zaman kıçını kaldırıp geri dönmeliydi, hemen. Kimsenin dilinden düşmeyen çaylağa gelince, adamın ilgisini mutlaka çekmişti; fakat adamın yeni bir kıymetli edinişine dayanamazdı Noa. Sanki onun için bir anlam ifade ediyormuş gibi; fakat etmeliydi.


bu da noa madem:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Józef

Fransızca Profesörü Fransızca Profesörü
avatar



Mesaj Sayısı : 28

Karakter Kartı
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Ptsi Ağus. 22, 2011 7:44 pm

İpeksi saçlar, hoş dudaklar... Bir an için beyninde çakan şimşeklerle kıza bakarken yakalamıştı kendisini. Yaprak yeşili gözlerle ve burnunun üstüne bulunan, ten rengine yakın ufak noktalarla bu kadınlar yüz vermeyen adamı kendisine bağlaya biliyordu bu kız. İnce bedeni, uzun, dümdüz bacakları ve vücuduna tam anlamıyla uyan göğüsleriyle Nyx'e taş çıkarabilecek durumdaydı Noa. Dirseklerini tezgaha yaslayıp, genç kızın sıktığı ve etrafından geçen bütün erkeklerde aynı düşünceyi yaratan parfümünü ciğerlerinin en uç noktasına kadar çekti. Bu kusursuz kokunun damarlarında dolaşmasını isterdi. Bu porselen bebeğe benzeyen kızın yanından ayrılmak istemiyordu genç profesör.

Józef'in ruhunu okşayan sesiyle sıyrıldı düşüncelerinden. Aslında, ayrılmak istemiyordu o değerli düşüncelerden. Bir yaşam bile Noa hakkındaki düşüncelerden değersizdi. Çaylaktan bahsediyordu o derinden gelen ses. Noa'nın tekilasını shot yapmasının ardından direkt böyle bir soru yöneltmesi Józef'te garip duygular uyandırmıştı. Deniz mavisi gözleri parlamıştı bir anda. Dudakları şehvet ve cazibeyle buluşunca hafifçe kıvrılmıştı. Bardağı hızlı bir şekilde kafasına dikip tekrar tezgaha koydu. Boğazını, hatta bedenini yakan bu alkol tadına alışmış olsa da her seferinde aynı mutluluk ve rahatlama hissi beliriyordu içinde. Noa'nın gözlerine odakladı gözlerini. "Vay canına Bayan Vondel. Kendini ışığınızdan etrafınızda parıldayan yıldızları fark etmezsiniz sanıyordum. Siz bir güneş kadar parlak iken, onlar sizin yanınızda sönük kalan yıldızlar kadar değersizler." Kendisinden iki yaş küçük olan kıza her zamanki gibi yanızca 'Vondel' diyerek hitap etmişti. Ardından kıza yağdırdığı iltifatlarla onu gerisinden gelecek laflara alıştırmaya çalışmıştı. Yüzde yüz başarıyı elde ettiğini anlayamıyordu...

Elini kaldırıp tekrar tekila istedi. Anında önlerinde beliren bardaklara baktı bir süre. Söyleyeceklerinden sonraki duruma hazırladı kendini. "İşin aslı, fazlaca güzel bir vücudu var. Belki biraz uğraşsa beni etkileyebilir." Noa'ya doğru yaklaştı iyice. O muhteşem kokuyu tekrar ciğerlerine çekti ve gözlerini, kızın gözlerine odakladı. "Ama her zaman dediğim gibi, bir kadının beni etkilemesi için kusursuz bir zekâya sahip olması gerekiyor. Yine de, onunla tanışmadan bilemem. Belkide yarın gidip biraz sıkıştırabilirim onu. Ne dersin? Ağzından bir kaç kelime çıkarır belki. Hem, nereli olduğunu da öğrenmiş olurum." Önündeki bardağı kızın önündeki bardağa hafifçe vurarak tekrar dikti tepesine bardağı. Başını biraz daha fazla geriye atmıştı. İçkiyle birlikte oynayan adem elmasını hissetti bir an. Ama umurunda değildi. Şu an için yalnızca tuzun verdiği garip tadın, içkiyle buluşunca biraz daha yakmasını, ancak limonun etkisi her şeyi alıp götürmesini umursuyordu. Başını hafifçe önüne eğip elini kızın saçlarını götürmemek için kastı bedenini. Emirlerine itaat etmesi gerekiyordu bu baştan çıkarıcı vücudun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Noa van den Vondel

V. Sınıf Çaylak V. Sınıf Çaylak
avatar



Mesaj Sayısı : 30

Karakter Kartı
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Ptsi Ağus. 22, 2011 8:20 pm

Adama şöyle bir baktı, onunla bir gelecek düşleyebilir miydi? Beyaz tenine dokunmak için yanıp tutuştuğunu belli etmemeye çalışıyordu. O küstaha bir koz kazandırmamalıydı. Ah, hadi ama, bunu çoktan yapmıştı. Onu ne zaman görse göğüslerinde ve yumurtalıklarında beliren baskı ve kaslarının boşalışı çoğu şeyi kanıtlamıştı ona. Bunun ne olduğunu bilmiyordu, adamı kendine aşık etmek isterken ne yapmıştı böyle? Duraksadı Noa, ona zaten sahipmiş gibi hissediyordu. Adam, onunla sadece vakit öldürmek adına mı bu kadar ilgilenmişti? Realist yaklaşımın bile tıkandığı noktalar oluyordu. Parfümünü içine çektiğini görebiliyordu, duyabiliyordu, hissedebiliyordu. Her ne yaparsa yapsın, ortada barizce dolaşan cinsel çekim, kızın hiçbir organını rahat bırakmıyordu. Adamın düzensiz nefesleriyle karışan nefesleri, yaptıkları her neyse, çok da yanlış olmadığını söylüyordu. Sonuçta aralarında yalnızca iki yaş vardı ve Józef mezun olmadan önce de birlikte olabilirlerdi. Sürekli düşünüyordu bunu, egoist, lider Józef neden onunla yeni yeni ilgilenmeye başlamıştı? İnsanlar değişir, dedi içindeki ses. Onu görünce ne kadar değiştiğine bak.

Parlayan gözlerine baktı, dudaklarındaki kıvrımın manasını biliyordu. Bardağı kafasına dikti adam, ah, ukala! Gözleri kenetlenirken, sesini duydu yine. “Vay canına Bayan van den Vondel. Kendi ışığınızdan, etrafınızda parıldayan yıldızları fark etmezsiniz sanıyordum. Siz Güneş kadar parlak iken, onlar sizin yanınızda sönük kalan yıldızlar kadar değersizler.” İltifatı gülümsemesine sebep oldu. Kendinden nefret ettirmeyi bildiği gibi, sevdirmeyi de biliyordu. Adamı yakasından tutup, tuvalete kadar itmek istiyordu; fakat bu uygun olmazdı, değil mi? Buna olan inancını yavaş yavaş yitirirken, bacaklarını sabit tutmayı deniyordu. Yeni tekilalar gelirken, cümlelerin devamı gelecek gibiydi. Yanılmamıştı. “İşin aslı, fazla güzel bir vücudu var. Belki biraz uğraşsa beni etkileyebilir.” Adam kendisine yaklaşırken, memnuniyetsizliğin yüzüne yansımasını istemiyordu. Onu kıskanıyor muydu? Sağ elini yumruk yapmıştı ve adamın yüzüne geçirmek için can atıyordu. Gözlerini kaçırmayı denese de yapamadı Noa, bunun için fazla güçsüzdü. “Ama her zaman dediğim gibi, bir kadının beni etkilemesi için kusursuz bir zekâya sahip olması gerekiyor. Yine de, onunla tanışmadan bilemem. Belki de yarın gidip biraz sıkıştırabilirim onu. Ne dersin? Ağzından birkaç kelime çıkarır belki. Hem nereli olduğunu da öğrenmiş olurum.” Bardakları tokuşturdu ve içkisini bitirdi adam. Yumruk geliyordu, aklına güzel bir fikir gelmeseydi. Cümlesini toparlarken, adamın adem elmasını izledi.

“Ah, elbette, profesör. Yarınki buluşmayı iptal edelim öyleyse, zaten Bay Ragnhild benimle özel şeyler konuşacağını söylemişti.” Dudaklarını gerdi ve büyük bir zafer kazanmışçasına önündeki bardağı tek saniyede midesine yolladı. Adamın istediği savaş mıydı? Oh, o zaman istediğini alacaktı. Tutku yüklü savaşları hep sevmişti zaten. Aklında adamın kendini kıskanıp kıskanmadığı hakkındaki düşünceleri dört dönerken, onu ne kadar da kıskandığını bir daha anımsadı. O kıskanç biri değildi, konu Józef olmadıkça değildi en azından. Lanet olası!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Józef

Fransızca Profesörü Fransızca Profesörü
avatar



Mesaj Sayısı : 28

Karakter Kartı
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Ptsi Ağus. 22, 2011 8:51 pm

Boğazına bir taş oturmuştu sanki. Tanrıça niteliğindeki kızın dedikleri sinirlerinin beynine ulaşmasına sebep oluyordu. Yine başlıyordu işte. Onu kıskandırmaya çalışıyordu. Bu tür durumları her zaman Józef kazanmıştı. Ama Noa hala bu oyunları sürdürmeye devam ediyordu. Derince bir nefes aldı. Sakin olmalıydı değil mi? Evet... Kesinlikle! Yüzüne yayılan gülümsemenin ardından attığı kahkahayla birlikte barda bir an için sessizlik hakim olmuştu. İnsanların dönüp platin sarısı saçları olan adama bakmıştı. Başını hafifçe sallayıp sessizce gülmeye devam etti. Sinirli halini belli etmemeye çalışıyordu; gerçi rolünü iyi oynadığı apaçık ortadaydı. O tatlı gülüşü yok olduğunda eliyle hafif bir şekilde gözlerindeki yaşları sildi. Gülmekten dolayı yaşaran gözlerinin maviliği iyice ortaya çıkarken kendini gülmemek için tuttu. Bir saniye için bile olsa cinsel dürtülerinin yok olduğunu hissetmişti. Garip.

Barmeni yanına çağırdı. Önündeki boş tekila bardağını uzattı. "Seni sürekli rahatsız etmek istemiyorum. O yüzden bana direk konyak şişesini ve bardağını verebilirsin? Ne dersin? Senide diğer kızlardan alıkoymamış olurum." Göz kırpıp ardından Noa'ya döndü. Kız tekrar görüş alanına girdiğinde o dürtülerin tekrar alevlendiğini hissediyordu. Ne kötü bir durumdu bu. Fransızca dersinde bile bu olayı yaşaması en sinir bozucu durumdu. Tezgaha konulan bardak ve konyağın ardından bardağa üç bilemedin dört yudumluk konyak koyup kıza uzattı. Noa'nın içkiyi bitirmesini beklerken gözlerini ondan ayırmıyordu. Her zaman tetikte oluşu ayrı bir olaydı tabii ki. Sanki, birisi onu alıp götürecekmiş gibi hissediyordu. Ancak öyle bir şey olmayacaktı tabii ki. Sarışın kız bardağı tezgaha bırakırken Józef sol elinin tersiyle yavaşça Noa'yı şakaklarından çenesine doğru okşadı. "O adam kendisinden zekilerle uğraşmak istemez ama. Yinede dikkat et derim. Ben o çaylakla uğraşırken kaybedecek bir şeyim olmaz, ancak senin için hayatında çok önemli bir şeyin kaybolacağı kesin." Gözlerini kızın üzerinden ayırdığında içinde bir kırıklık hissetti. Bunun kıskançlıktan mı, yoksa o kayıp kelimesinden mi olduğunu çözmeye çalışıyordu.

Aklı karışmıştı. Neden böyle bir şey demişti ki şimdi bu kız? Aynı bardağa tekrar konyak doldururken düşünceli gözlerini, bardakta Noa'nın dudak izinin olduğu yerde gezdiriyordu. Bilerek o tarafını çevirdi bardağın ve tam aynı yerden bir yudum aldı. Çok içince bedenini feci derecede kaplayan sıcaklık duygusunu düşündü. Bu soğukta çıplak dolaşacağı kesindi. Noa'ya döndü tekrar. "Umarım bir daha beni bu ucuz numaralarla kıskandırmaya çalışmazsın Noa. Unutma, hala senden daha zekiyim. Bu tür numaraların işe yaramadığını sana tekrar söylemek istemedim ama... Kendin istedin." Bu sefer dudaklarında ne sinsilik, ne cazibe ne de şehvet duygularıyla kıvrılmıştı. Bu seferki kıvrım fazlasıyla içten ve sempatik bir şekilde olmuştu. Ceketini çıkartıp tezgahın üzerine düzgün bir şekilde koydu. Hava yeterince boğuktu. Birde sıcak basmıştı. Kolundaki saatine baktı. Bire on sekiz var. Şu an bütün yaşadıklarının beynine kazınması kötü bir şeydi. Şimdi yarın uyandığında, aynen bu vakitleri hatırlayacaktı. Sinir bozucu. Evet, bu kıza yaklaşamamak sinir bozucuydu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Noa van den Vondel

V. Sınıf Çaylak V. Sınıf Çaylak
avatar



Mesaj Sayısı : 30

Karakter Kartı
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Ptsi Ağus. 22, 2011 9:31 pm

Adam gördüğü en mükemmel oyuncu olabilirdi: Mükemmel yüz hatları verebileceği tüm tepkileri kusursuzca gizliyordu. İmrendi Noa, bu kadar şahaneliğe katlanamıyordu. Józef hakkında hiçbir şeyden emin değildi ve korkuyordu. Ateşle oynamak gibi bir şeydi bu, sanki en ufak hatada küle dönüşecekti. Onun karşısında hata yapmaya, başarısızlığını bir kez daha kanıtlamaya razı olamazdı. Adamı evrendeki her şeyden çok arzulasa da gururuna yediremediği şeyler vardı. Giderek azalan şeyler. Józef gururunu mu yiyordu? Tek bildiği, bunun adil bir savaş olmadığıydı.

Adamın kahkahası irkilmesine sebep oldu, tanıdığı –ya da tanıdığını sandığı– Józef’a benzemiyordu. Bu oyunu kazanma hırsı, gözlerini Noa’dan dahi fazla bürümüştü. Yeterince inandırıcı mı olamamıştı? Gerçi yalan söylememişti; fakat adamın yanında her zaman eksik hissederdi ve adam, pek de yardımcı olmuyordu. Garsonla tam olarak ne konuştuğunu anlayamayan Noa, başını daha fazla ağrıtmamaya karar verdi. Adamın ona uzattığı şeyin ne olduğunu bilmiyordu, sadece içti. Belki de sarhoş olup gitmeliydi buradan, konuşmak zorunda değillerdi. Konuşarak anlaşamadıkları oluyordu; fakat adam sürekli konuşmayı seçiyordu, tıpkı şu anki gibi. “O adam kendisinden zekilerle uğraşmak istemez ama. Yine de dikkat et derim. Ben o çaylakla uğraşırken kaybedecek bir şeyim olmaz; ancak senin için hayatından çok önemli bir şeyin kaybolacağı kesin.” Etraf derin bir sessizliğe gömüldü. Bu da ne demekti böyle, yutkunmakta güçlük çekti Noa.

Bardağını alan adamı izledi. İçini tekrar içkiyle doldurup, bardağı çevirdi. Özellikle Noa’nın içtiği yerden mi içmişti yoksa Noa’ya mı öyle gelmişti? Şaka falan mı yapıyordu bu adam, hiç acıma duygusu yok muydu? Adam hiçbir zaman adil olamayacaktı, o üstün mevkilere vurgundu. Kararsızdı Noa, artık yenilgiyi kabullenmeli miydi? Eğer adam, cümlesiyle eline bir koz vermeseydi, yapabilirdi bunu. “Umarım bir daha beni bu ucuz numaralarla kıskandırmaya çalışmazsın Noa. Unutma, hala senden daha zekiyim. Bu tür numaraların işe yaramadığını sana tekrar söylemek istemedim ama… Kendin istedin.” Noa sinirden köpürmek yerine gülümsedi, adamı gafil avlayacaktı.

“Kıskandırmak?” En az adamınki kadar abartılı bir kahkaha patlattı. Bardaki herkes onların iki çatlak olduklarını düşünüyordu; fakat yine de etkileyici çatlaklardı. Noa saçlarını diğer tarafa attı, adama çıplak boynunu sunuyordu. Daha önce buna karşı koyabileni görmemişti; fakat Józef her zaman beklenmedik şeyler yapıyordu. Uzun tırnaklarıyla masada bir tempo tuttururken, ciddi bir sesle konuşmaya başladı. “Ah, profesör, sizi anlamak mümkün değil. İsterseniz Bay Ragnhild’a sorabilirsiniz, size yalan söyleyecek değilim.” Teknik olarak yalan söylemiş sayılmazdı. Adamın ‘özel’ kelimesinden kastının Noa’nın şiire olan ilgisiyle ilgili bir şeyler olduğunu biliyordu; fakat kelimeyi açıklamamıştı ki. Gönlü ferahtı, bu sefer yenilmeyecekti. Bu savaş giderek daha zorlu bir hal alırken, Oceon yanıyordu. Ve adamın biraz daha sıcaklamasını arzuluyordu: Bacaklarını, adamın açık bacaklarının içinde bıraktı. Sesi basit bir fısıltıdan ibaret değildi, tutku dolu ve hiç de barışçıl olmayan bir tınıydı bu. “Hem sizi neden kıskandırmak isteyeyim ki? Sonuçta hiçbir şeyim değilsiniz, yanılıyor muyum?” Onun gibi zeki bir adamın, ‘eğitmenin ve profesörünüm’ cevabını vermeyeceğini biliyordu. Adamın ‘hiçbir şeyim değilsiniz’ vurgusuna alınmasını istemezdi; fakat Noa da yeterince alınmıştı ve hiçbir şeye adalet kadar önem vermezdi. Eğer Noa yanarsa, Józef da yanardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Józef

Fransızca Profesörü Fransızca Profesörü
avatar



Mesaj Sayısı : 28

Karakter Kartı
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Ptsi Ağus. 22, 2011 10:12 pm

Kızın kahkahasının ardından kendi yüzünde de ufak bir gülümseme belirdiğini fark etti. Noa'nın söylediklerini sakin bir şekilde dinledi. Noa'nın bile dikkatini çekebilecek sakinlikte hemde. Normalde sinirden köpürüp, önünde ne varsa yıkma ihtimali yüzde yüzdü. Fakat bu sefer yalnızca dinlemişti. Tabii ki dinlerken zihninin bu boşluktan faydalanmasına izin veriyordu. Beyni sanki Noa'nın söylediği şeylerden birer harf alıyor ve yeni kelimeler, bu kelimeleri kullanarak da yeni cümleler oluşturuyordu. Özellikle son söylediği cümleden sonra uzunca bir süre düşünmesine sebep olmuştu. Tabii ki o sıra vakit kazanmak için içkisinden yudumlamış, Noa'yı süzmüş ve barmene bir iki tüyo vermişti. Sanki, Noa orada yokmuş gibi davranmıştı. Ardından ise gözlerinin önünde film şeridi gibi geçen olaylara tanık oldu. Bir an için eskiye gitmişti. Aynı cümleyi bir başka kıza karşı söylemişti. Okulun en kuytu yerinde, tan vakti. Fakat, o söylediği kişi ciddi anlamda tavlamak istediği kızdı. Ama, onuda tek gecelik olarak kullanmıştı. Hiç aşık olamaması garip bir durumdu. Bu denli karizmatik, kendine güveni tam bir erkeği hiçbir kızın büyüleyememesi oldukça garipti. Noa hariç Bu kıza aşık mıydı, yoksa fazla mı beğenip el üstünde tutuyordu çözememişti.

Sandalyesinde biraz kıpırdandı ve bedenini tam anlamıyla Noa'ya çevirdi. Dik duruyor, karnındaki hafif karın kaslarını istemsiz bir şekilde belli ediyordu. Gözleri bir an için Noa'nın vücudunu incelemeye koyulmuştu. Tabii o sırada açık bacakları arasında genç kızın o kusursuz bacaklarını gördüğünde cinsel dürtülerinin biraz daha fazlalaştığını hissediyordu. Bedeninde hissettiği kasılma ve yanma duygusunun yanı sıra kasıklarında ufak kasılmalar başlamıştı bile. Ama kendine hakim olmaya çalışıyordu. Biraz önceki, ender karşılanan sempatik halinin yerine tekrar eski hali geçmişti. Sanki çift kişilikli birisiydi ve bu kötü, karanlık ruhu daha fazla basıyordu.

Sandalyesinde biraz daha ileri giderek Noa'ya yaklaştı. Kızın kendi açtığı boynuna götürdü ince parmaklarını. Ufak dokunuşlarla dudaklarına doğru gidiyordu. "Evet, belki senin hiçbir şeyin değilim. Ama bedenin, biraz daha zorlasam bana ait konuma geçebilir. Yanılıyor muyum Bayan van den Vondel?" Parmağını kızın boynundan çenesine, çenesinden ise kırmızı dudaklarına götürdü. "Mesela dudakların, sana onların ne kadar çekici olduğunu söylemiş miydim? Ne kadar cezbedici olduklarını?" Ardından ufak hareketlerle gözlerinin etrafında dolaştırdı ve tekrar boynuna indirdi. "Peki ya gözlerinden hiç bahsetmiş miydim? Bana, hayran olduğum doğayı andırdığını. Duygu karmaşası yaşayan o gözlerinin kaç tane erkeğin canını yaktığını? Ya boynun..." Gözlerini bir an için Noa'nın boynuna çevirdi. Her dokunuşunda ve konuşmasında nefesinin kızın yüzünü yalayıp ardından ise boğuk havada kaybolduğunu anlamak çokta zor değildi. "Boynunun kusursuzluğu? Bu kadar pürüzsüz olması? Porselen bebeklere benziyorsun, ancak o bebekler senin güzelliğin karşısında kıskançlıktan çatlayabilir." Sağ dirseğini tezgaha koyup başını avuç içine yerleştirdi. Sarışın kızın yüzüne fazlasıyla yakındı şimdi. "Ve sen hala senin hiçbir şeyin olmadığıma inanıyor musun?" Ardı ardına söylediği cümlelerin hiçbirisinde kızın konuşmasında izin vermemişti. Şimdi sıra ondaydı. Neler söyleyecek veya yapacaktı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Noa van den Vondel

V. Sınıf Çaylak V. Sınıf Çaylak
avatar



Mesaj Sayısı : 30

Karakter Kartı
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Salı Ağus. 23, 2011 12:41 pm

Nasıl bu kadar sakin olabiliyordu? Noa, ağzını burnunu kırmak istiyordu! Eğer bu kadar iyi rol yapabiliyorsa, belki bugüne kadar yaptıkları da sırf onu yatağa atabilmek içindi –ki şu an buna fazlasıyla yakın gibiydi–; fakat bunca zaman neden vazgeçmemişti? Sonuçta Noa güzeldi; ama bir tanrıça gibi üstün de değildi. Onunla ilgili bilmediği çok şey vardı ve bu kadar gizemi bir anda çözmek, kalp krizine sebebiyet verecekti. Düşünmeyi bırakmalıydı, neyse ki adamın vücudu buna fazlasıyla yardımcı oluyordu. Sanki cümlesini toparlamak için zaman kazanıyor gibiydi, Noa içinden gülümsedi, adamdan haklı olduğuna dair bir şeyler duymak çok mu zordu? Oysa ikisi de biliyordu: Adam, asla ‘hiçbir şey’ olmamıştı Noa için. Bu yenileceğini bile bile savaşa girmekti. Hala savaştan mı bahsediyordu?

Sandalyesinde hareket eden adam, tamamen Noa’ya döndü. Karın kaslarına bakmamalıydı; baktı, bu büyük bir hataydı. Adam, onu süzerken sabit kaldı. Utanması saçma mıydı? Hava fazla sıcak olmamış mıydı? Tüm vücudundan bir dalga geçti, adamın sempatik gülümsemesi kaybolmuştu. Ama bilirdi Noa, her kötülüğün ne kadar çekici olduğunu. Ve Józef, Noa adama ukalalıktan başkasını yakıştıramazdı. Adam sandalyesinde daha da ilerledi. Artık tehlikeli bir sınırdaydılar. Az önce açtığı boynunda gezinen parmakların etkisi, bacaklarından yukarıya doğru taşıyordu. Parmaklar rotasını dudaklarına çevirirken, bacaklarını biraz kastı, titremek istemiyordu. “Evet, belki senin hiçbir şeyin değilim. Ama bedenin, biraz daha zorlasam bana ait konuma geçebilir. Yanılıyor muyum Bayan van den Vondel?” Yanılmıyordu. Ne zaman yanılmıştı ki zaten?

Başta çenesinde, ardından da dudaklarında hissettiği parmaklar, adamın kelimeleriyle harmanlanıyordu. “Mesela dudakların, sana onların ne kadar çekici olduklarını söylemiş miydim? Ne kadar cezbedici olduklarını?” O kadar çok arzuluyorsa tatlarına bakabilirdi, Noa için problem olmazdı. Sanki tüm vücudu ona teslim olmuş gibiydi, ardından gözleri ve boynu da katıldı esirlere. “Peki ya gözlerinden hiç bahsetmiş miydim? Bana, hayran olduğum doğayı andırdıklarını. Duygu karmaşası yaşayan o gözlerinin kaç tane erkeğin canını yaktığını? Ya boynun…” Afrodizyak. Onun için uygun kelimenin bu olduğunu biliyordu. İltifatlarla gönülleri hoş tutup, baştan çıkarıyordu. Kim bilir buna kanan kaçıncı öğrenciydi? Peki neden hala nefret edemiyordu? Nane kadar pak nefesi yüzüne çarparken, nefret edebilir miydi ki? “Boynunun kusursuzluğu? Bu kadar pürüzsüz olması? Porselen bebeklere benziyorsun; ancak o bebekler senin güzelliğin karşısında kıskançlıktan çatlayabilir.” Genç kızın bütün kasları boşalmıştı. Adam, hiçbir şey olmamış gibi, sağ dirseğini tezgaha koyup, başını da avuç içine yerleştirdi. Yüzleri o kadar yakındı ki…

“Ve sen, hala senin hiçbir şeyin olmadığıma inanıyor musun?” Yutkundu Noa, geri çekilmeli miydi? Herhangi bir terim bile adamın yanında boşluğa düşerken, hiçbir şey de neyin nesiydi? Onun daha zıt kavramlarla örtüştüğünü biliyordu; ama adamın öğrenmesine izin vermemeliydi. Bu işi yalan söylemeyerek halledecekti ve adamdan da aynı dürüstlüğü bekleyecekti. “Benim size karşı beslediklerim ne değiştirir ki, profesör?” Her Fransızca dersinde adamın dudaklarını incelerdi. Bir gün onlara sahip olacağını hiç hayal etmemişti, öyle ya da böyle, realizmden ayrılmazdı. Yalnızca bu an… Çok yakındı kızlığını ona hediye etmeye, hem de bir hiç uğruna. Bakışlarını masadaki bardağa kaydırdı, korkuyor muydu? “Her öğrenci bir profesörüne karşı bir şeyler hissetmemiş midir?” Hissetse bile bunun kadar ağır şeyler değildi, hayır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Józef

Fransızca Profesörü Fransızca Profesörü
avatar



Mesaj Sayısı : 28

Karakter Kartı
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Duygular   Çarş. Ağus. 24, 2011 8:23 pm

Noa'nın söylediklerini düşündü belli bir süre. Gözlerini kızın boynuna dikmişti. Rahatsız edici bir bakış denebilirdi. Fakat, Józef için dünyada 'rahatsızlık' diye bir kelime yoktu; var olmasını da istemezdi zaten. Düşünceli mavi gözlerinin önüne bir perde inmişti sanki. Bu tarz bir olayı yaşamıştı. Daha önce, ama bu sefer bu cümleleri o başkasına yöneltmişti. Aşık olduğu kıza. Hoş, o vakitler aşkın ne demek olduğunu bilmiyordu ve aşık olup olmadığı konusunda fazlasıyla tereddütleri vardı. Küçükken söylendiği gibi onu görünce kalbi hızlı atıyordu, sürekli gözleri onu arıyordu. Ama aşık değildi... Yalnızca hayranlıktı onunki. Aynı cümleleri o da profesörüne sarf etmişti. Tabii onun aldığı tek yanıt kaba, insanın içini gıdıklayan, hırıltılı bir kahkaha olmuştu. Aynı şeyi Noa'ya yaptığını düşündü; ürpermişti. Kadının çekiciliği hala gözünün önünden gitmiyordu. Kızıl, dalgalı saçları kalçasına kadar uzanırdı; yeşil gözleriyle etrafına delici bakışlar atardı. Söz konusu fiziği olduğu zaman, okulun en güzel profesörüydü. Bir metre yetmiş iki santimlik boyu, dümdüz bacakları, güzel, ama çok büyük olmayan bir kalçası vardı. Vücuduna tam oturan, büyük denemeyecek göğüsler... Gözlerini bir an için kapattı. Kulaklarında yankılanan o iğrenç kahkahanın hemen ardından mavi gözlerini Noa'nın gözlerine tam bakacak şekilde açtı.

Karşısında duran tanrıçanın o kendini beğenmiş kadından kat kat güzel olduğunu fark etti bir kez daha. Uzun ve sinir bozucu bir sessizlik oluşmuştu aralarında ve bunun bozması gereken kendisiydi. Ancak bunu istemiyordu. Gözünün önünden gitmeyen o kadın yüzünden Noa'ya odaklanamıyordu. Alkolden dolayı kuruyan dudaklarını ufak bir dil darbesiyle ıslattı. Gözlerini hala kızın gözlerinden ayırmamışken dudaklarından istemsizce kelimeler dökülüyordu. "Hayatını değiştirir Noa. Tüm hayallerini ve bundan sonra yaşayacağın bütün her şeyi..." Gizemli kelimelerle ne dediğini tam olarak yansıtmak istemiyordu. Noa'ya direkt böyle bir şey söylemesi, kendi açısından kötü olabilirdi. Şu an ki haliyle bile bu kızın saçının teline zarar geldiğinde çıldırıyor iken, daha sonrası nasıl olacaktı ki? İkinci soruya yanıt vermemişti. Muhtemelen bu kaçamak kızın gözünden kaçmayacaktı; eğer kaçarsa kıyamet kopabilirdi. Noa'nın gözünden bir şey kaçtığını bu güne kadar hiç görmemişti.

Ona karşı neler hissettiğini sorsa, nasıl cevaplar alırdı acaba? Ya da dışarıdan nasıl göründüğünü sorsa? Hafızasını yokladı. Binlerce kez sormuştu bu soruyu. Ancak şimdi söz konusu olan kişi Noa'ydı. Gözlerini Noa'nın gözlerinden ayırmıyordu hala. Onu çok daha farklı yerlere götürüyordu çünkü. Barda olduğunu bile unuttuğu oluyordu bazen. Fakat bu sefer kendisi gözlerini kaçırmıştı. Hayatında ilk defa, deniz mavisi gözlerini birisinin gözlerinden kaçırıyordu. Eliyle saçlarını düzeltip kendisi için o çok önemli soruya geçti. "Benim hakkımda neler düşünüyorsun? Sence fazla mı bencil ve kibirliyim? Yoksa burnu havada, kendini bir şey sanan birisi mi?" Yüzünde beliren çarpık gülümsemenin ardından gözlerini tekrar Noa'ya çevirdi. Aşık mı oluyordu? Hayır. Evet. Beyninde akıp giden duygulara yön vermeye çalışıyordu ve her an çıldıra bilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Duygular   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Duygular

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Herşey bir gün açığa çıkar.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Oklahoma :: Oklahoma City :: Oceon Bar-